402 yıl sonra ata topraklarımızın izini sürmek… Bu gezi bizim için sadece bir seyahat değil, adeta zamanın içinde bir yolculuktu. Antalya’dan direkt uçuşla sadece 1 saatte ulaştığımız Lübnan hem yakınlığı hem de sunduğu kültürel zenginlikle bizi ilk andan itibaren etkisi altına aldı. Mubusa turun iki önemli rehberi eşliğinde; Hidayet Gültekin ve Talu Bilgili mihmandarlığında bir yanda binlerce yıllık tarih, diğer yanda modern gökdelenleri görme fırsatı bulduk. Bir sokakta Osmanlı’nın izleri, birkaç adım ötede Fransız balkonları… İşte Lübnan tam olarak böyle bir yer: Kontrastların büyüleyici uyumu olarak karşımıza çıktı.
Bu yolculukta bizim için en anlamlı başlıklardan biri de bölgedeki Türkmen kardeşlerimizle yakın temasta bulunmak oldu. Yüzyıllardır bu topraklarda varlığını sürdüren Türkmen toplulukların varlığı her ülkede hâlâ kendilerini hissettirmeleri kültürel bağlarımızı yeniden pekiştirmek ve karşılıklı gönül köprüleri kurmak gezinin en özel anları arasındaydı.



Antik Kentlerden Günümüze Uzanan Bir Hikâye
Lübnan denince ilk akla gelen yerlerden biri, görkemiyle insanı hayran bırakan Baalbek. Roma döneminden kalma devasa sütunları ve tapınaklarıyla adeta açık hava müzesi niteliğinde. Taşların dili olsa da konuşsa dedirten bir ihtişam… Büyülenmemek elde değil.
Bir başka tarih hazinesi ise sahil şeridinde yer alan Byblos. Dünyanın en eski sürekli yerleşim yerlerinden biri olarak kabul edilen bu antik kent, Fenikelilerden Osmanlı’ya kadar pek çok medeniyetin izini taşıyor. Diasporada yaşayan Ermenilerin restore ettikleri yapılar Antalya’daki Kaleiçi’ni andırıyor; ancak burada deniz falezlerin ardından değil, doğrudan şehrin içinden kendini gösteriyor.



Osmanlı İzleri ve Fransız Esintileri
Tam 402 yıl boyunca Osmanlı hâkimiyetinde kalan Lübnan’da bu izleri görmek mümkün. Özellikle başkent Beyrut’ta eski hanlar, taş yapılar ve camiler bize tanıdık bir atmosfer sunuyor.
Ancak Osmanlı’dan sonra gelen Fransız manda dönemi mimariyi farklı bir kimliğe büründürmüş. Balkonlu taş evler, geniş bulvarlar ve kafeler… Bu yüzden Beyrut’a boşuna “Ortadoğu’nun Paris’i” denmiyor.



New York’u Andıran Siluet
Bir yanınızda Akdeniz’in mavisi, diğer yanınızda göğe uzanan cam kuleler… Özellikle Beyrut’un modern bölgeleri, hareketli yaşamı ve yüksek binalarıyla adeta küçük bir New York hissi veriyor. Gündüz tarih kokan sokaklarda dolaşıp akşam modern restoranlarda dünya mutfağını deneyimlemek mümkün olabiliyor.



Doğanın Mucizesi: Jeita Mağarası
Lübnan’ın doğal güzellikleri de en az tarihi kadar etkileyici. Orta Doğu’nun en büyük ve en etkileyici mağaralarından biri olan Jeita Grotto, sarkıt ve dikitleriyle adeta bir doğa harikası. İçerideki atmosfer, insana başka bir gezegendeymiş hissi veriyor.


Savaşın İzleri, Hayatın Direnci
Lübnan’ın yakın geçmişindeki savaşların izleri hâlâ bazı binalarda görülebiliyor. Kurşun delikleriyle ayakta duran yapılar, bu toprakların yaşadığı zorlukların sessiz tanıkları. Ama bir o kadar da hayat dolu, enerjik ve dirençli bir halk… Belki de Lübnan’ı bu kadar özel kılan tam olarak bu karşıtlık.
Türk İnternet Birliği Antalya Temsilciliği olarak bu gezide özellikle altını çizmek isteriz ki; Lübnan, tıpkı Makedonya gibi Türkiye açısından tarihî, kültürel ve stratejik bağları olan, önemsenmesi ve ilişkilerin güçlendirilmesi gereken bir ülkedir. Ata yadigârı bu coğrafyada gönül bağlarımız hâlâ canlıdır ve bu bağların daha da kuvvetlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Lübnan; geçmiş ile geleceğin, doğu ile batının, savaşın izleriyle yeniden doğuşun iç içe geçtiği bir ülke olarak karşımıza çıkıyor.
Bu gezi, sadece atalarımızın 400 yıl boyunca yönettiği topraklarını görmek değil; köklerle yeniden bağ kurmak, tarihle yüzleşmek ve modern dünyanın ortasında geçmişi hissetmemizi sağladı.
Ve daha anlatacak çok şey var… Lübnan’ın her köşesini adım adım keşfetmek sadece üç günlük bir geziye sığdırılamayacağını öğrendik. Ayrıca Lübnan kesinlikle her mevsim ayrı ayrı ziyaret edilmeye değer bir ülke olarak değerlendirilmelidir.


Diğer yandan Lübnan’ın önemli dini yapılarından biri olan (Maruni Kilisesi), ülkenin tarihî ve siyasi kimliğinde belirleyici bir role sahiptir. Nüfusu yaklaşık 5,5 milyon olan Lübnan’da Maruniler en büyük Hristiyan topluluk olup, ülke yönetim sisteminde cumhurbaşkanının Maruni olması anayasal bir gelenek olarak kabul ediliyor. Dolayısı ile Arap harfleri ile her yerde Kiliselerin varlığı bizleri şaşırtmadı değil… Ve baharatlar. Ülkemizde de Hatay civarında çok popüler olan zahter burada neredeyse her sofrada yerini alıyor. Dolayısı ile zaten benzeyen kültürlerimiz bir sofrada anlam buluyor. O yüzden başka coğrafyalarda yemek ile ilgili sorunlar yaşayanların Lübnan’da bu sorunu yaşamayacağını kesinlikle bu yazıyı sonlandırabilirim.
Teşekkürler Mebusa Tur Teşekkürler Talu Bilgili ve Teşekkürler Hidayet Gültekin…
Foto Galeri Selami Şahin…