SELAMİ ŞAHİN

            Antalya’da bazı sanayi faaliyetleri bir kez daha kamu vicdanını zorlayan iddialarla gündeme geldi. Ferrokrom üretim sahasında faaliyet gösteren Apic Toll Cüruf Arıtma İşleme ve Pazarlama LTD. ŞTİ. hakkında verilen kararlar, “hukuk mu işletiliyor, yoksa göz mü yumuluyor?” sorusunu bir kez daha tartışmaya açtı. Ancak bu tartışmanın merkezinde yalnızca bir firma değil, doğrudan idarenin sorumluluğu bulunuyor. 
          İl müdürü İsmail Öntaş bu sorunları kucağında buldu ama neden müdahale etmedi? Elbet bir açıklaması vardır. İsmail Öntaş siyasetten gelen bir isim olarak umarım yardımcılarının geçmişte attığı imzaları da geriye dönük olarak incelemeye alır. Böylelikle çalıştığı ekibin nasıl bir ekip olduğunu da görmüş olur. 
               Konumuza dönersek 24 Ocak 2022 tarihinde firmaya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından bu kuruma bir muafiyet yazısı verilmiş. Oysa çevre izni ve lisans süreci, özellikle ferrokrom cürufu gibi ağır metal riski barındıran atıkların işlendiği tesisler açısından hayati önemdedir.
                Bu süreç; emisyon kontrol sistemlerinden yeraltı suyu korumasına, düzenli ölçüm ve raporlamadan teknik altyapı yatırımlarına kadar insan sağlığını ve çevreyi doğrudan ilgilendiren yükümlülükler barındırır. Bunların her biri ciddi maliyet kalemidir ve bu maliyetler keyfi değil, kamu yararı için zorunludur.
          Aynı üretim sahasında faaliyet gösteriyor olmak, ayrı tüzel kişiliğe sahip bir firmayı “kendi atığı-kendi tesisi” kapsamına otomatik olarak dahil eder mi? İşte tam da burada İl Müdürlüğü’nün hukuki değerlendirmesi sorgulanmalıdır. 
       Bu muafiyet hangi mevzuat yorumuna dayanarak verilmiştir? Eğer yorum hatası varsa bunun sorumluluğu kime aittir? Yeni İl Müdürü göreve geldiği günden bu yana kurumu toparlama iradesi gösterecekse, işte böylesi dosyalar o iradenin en net sınavıdır.
     Dahası var.  
              5 Eylül 2025 tarihinde aynı firmaya, çevre izni olmadan faaliyet yürüttüğü gerekçesiyle 1 milyon 299 bin TL idari para cezası kesildiği biliniyor. Bu karar tek başına bile ciddi bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Eğer izinsiz faaliyet tespit edildiyse, daha önce verilen muafiyet yazısının hukuki zemini neydi? İl Müdürlüğü kendi verdiği kararı mı fiilen hükümsüz kılmıştır? 
            Asıl ağır soru ise şudur: Cezanın kesildiği belirtilmesine rağmen tesisin faaliyetinin durdurulmaması nasıl izah edilecektir? Çevre izni olmadan çalıştığı tespit edilen bir tesis üretime devam ediyorsa, mevzuatın bağlayıcılığı nerede kalıyor.?
             Para cezası, izinsiz faaliyetin devamı için ödenen bir bedel haline mi gelmiştir? Eğer böyle bir tablo varsa, burada yalnızca bir uygulama hatası değil, idarenin yaptırım gücünün sorgulanması söz konusudur.
Üstelik tesisin çevre izni alabilecek teknik şartları sağlayamadığı yönündeki iddialar da cabasıdır. Eğer gerçekten gerekli kriterler karşılanamıyorsa, mesele salt hukuki bir prosedür tartışması olmaktan çıkar, doğrudan çevresel risk başlığına dönüşür. Ferrokrom cürufu; ağır metal içeriği ve toz emisyonu nedeniyle toprağı, yeraltı suyunu ve havayı tehdit edebilecek bir atıktır. Bu nedenle izin süreci bir formalite değil, çevresel güvenliğin temel mekanizması değil midir. ? 
         Burada kimseyi hedef göstermek değil, idarenin sorumluluğunu hatırlatmak gerekiyor. Antalya Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü bu süreci kamuoyuna açık, şeffaf ve tatmin edici biçimde açıklamakla yükümlüdür. Muafiyet hangi hukuki gerekçeyle verilmiştir? Daha sonra kesilen ceza önceki kararın hatalı olduğunu mu göstermektedir? İzinsiz faaliyet tespit edilmişse neden durdurma kararı uygulanmamıştır? Bugün çevresel güvence hangi denetim mekanizmalarıyla sağlanmaktadır? Bu soruların Cevabını il müdürlüğü verecektir. 
        


Çevre Ve Şehircilikte Garabet Bir Durum (Dahası Var)

.

24.02.2026 12:56:00

2684