Alevi inancının en temel değerlerinden biri özünü dârâ çekmek, diğeri ise arınmaktır. Bu iki kavram, farklı biçimlerde hemen hemen tüm inanç sistemlerinde yer alsa da Alevi inancında yalnızca öğreti düzeyinde kalmamış, yaşamın merkezine alınarak daha bilinçli ve sürekli biçimde uygulanmıştır.
Özünü dârâ çekmek; kişinin hangi inanca mensup olursa olsun, hatta herhangi bir inanca sahip olmasa dahi, kendisini sorgulaması ve eleştirebilmesi anlamına gelir. İnsan, kendi davranışlarını gözden geçirmeli; eksiklerini fark ederek tamamlamaya, yanlışlarını görerek düzeltmeye gayret etmelidir.
Bu tutum, yalnızca inançsal bir yükümlülük değil, aynı zamanda insan olmanın temel bir gereğidir.
Arınma kavramı ise bireyin tüm benliğini saflaştırmasını ifade eder. İnsan, doğduğu gibi saf ve temiz olmayı hedeflemeli; sahip olduğu makam, servet, statü ya da siyasi güç gibi dünyevi unsurlardan zihinsel ve ruhsal olarak arınabilmelidir. Bu bağlamda arınmak, insanın sahip olduklarından sıyrılarak özüne dönmesi ve insan olduğunu hatırlamasıdır.
Alevi inancında arınmanın önemi, İslam geleneğinde yer alan miraç anlatılarıyla da sembolik bir bağ kurularak açıklanır. Rivayetlere göre Peygamberimiz Hz. Muhammed, arınmadan miraca kabul edilmemiş; arınmasının ardından miraç yolculuğuna çıkmış ve Kırklar Meclisi’ne girmiştir. Bu yazımda anlatmak istediğim, Alevi inanç dünyasında özünü dârâ çekmenin ve arınmanın, hakikate ulaşmanın vazgeçilmez koşudur
O yüzden insanoğlu yaşadığı, yaşamı süresince hakk'a yürüyene kadar hangi inançtan olursa olsun yüreğinde Allâh korkusu, sevği,merhamet ,hoşgörülü olarak kendini arındırmalı ve özünü dârâ çekmelidir
Not: bir dahaki yazımın konusu Cumhuriyet tarihinde siyaset ve Aleviler olacak